PERİ TOZU






Yönetmen: ELA ALYAMAÇ
Senaryo Yazarı: ELA ALYAMAÇ


Tür: DRAM, DUYGUSAL


Görüntü Yönetmeni: MİRSAT HEROVİC
Müzik: MURAT UNCUOĞLU-EMRE
DÜNDAR
Yapımcı: ELA ALYAMAÇ-NERMİN ALYAMAÇ



Oyuncular: İPEK DEĞER, M.ALİ NUROĞLU, BARIŞ YILDIZ, SERKAN ERCAN, DAMLA ÖZEN, AYTAÇ ÖZTUNA, AYŞEN İNCİ,AHMET UZ


Deniz ve Emre küçükken birbirlerine; hiç ayrılmayacak ve düşler ülkesinde yaşayacaklarına dair söz vermişlerdir. Film onların yetişkin birer insan olmuş ve aynı evi paylaştıklarını anlatan görüntüleriyle başlar. Sonra Emre kalp krizi geçirince Deniz çok üzülür, çare bulmak için çırpınmaktadır. Bu arada Cem’le tanışır. Cem de yanlış evlilik yapmış olduğundan mutsuzdur. Deniz; Peri bacalarından bir miktar toz alıp bunu Emre’ye getirince, Emre’nin iyileşeceğine inanır ve Cem’le birlikte Peri bacalarına doğru yola çıkarlar, tabi olanlar olur ve hayatında erkek olmayan Deniz, Cem’le halvet oluverir.


70’li yıllarda, çiçeği burnunda okul mezunu olarak Türkiye’ye gelip Türk Sineması hakkında incelemeler yapıyorum. Elimde çok iyi olduğuna inandığım, iki yıl emek verilmiş bir de senaryom var. Bir stüdyoda rahmetli Hüseyin Peyda’ya rastladım ki o zamanlar Mezarımı Taştan Oyun, Söyleyin Anama Ağlamasın, gibi filmlerle büyük ün yapmış hatta Kara Çarşaflı Gelin filmiyle de Altın Portakal almış, kendi yapım şirketi de olan bir aktör. Hemen derdimi anlattım, senaryomu takdim ettim.



Dosyanın başına koymuş olduğum tek sayfalık özeti okuduktan sonra başını kaldırıp yüzümü inceledi ve "Şimdi sana bir şey soracağım Ahmet kardeşim; Diyelim ki biz bu filmi çektik sinemalara da dağıttık…Söyle bakalım bu filmle kim ilgilenir de sinemaya para verip,zaman ayırıp gelir"?… Öylece kalmış, ne cevap vereceğimi şaşırmıştım. Yönetmen olmak istiyordum ama çekmek istediğim filmi kime seyrettirmem gerektiğini aklıma bile getirmemiştim. İşte o günden sonra kulağıma küpe oldu. Çekmem için bana getirilen senaryoları önce; “Bu hikaye kimi ilgilendirir?” Sorusuna cevap bulursam değerlendirmeye alıyorum. Yıllar sonra Hüseyin Peyda ile bir film çekmek kısmet oldu. Birlikte "Gurbet Kuşları'nın 2. versiyonu nu çekmiştik."

Bu yazdıklarım sinema filmi kategorisi için geçerlidir.

Şimdi gelelim Peri Tozu filmine; Genç meslektaşım Ela Alyamaç emek vermiş, iyi oyuncuları da bir araya toplayıp başı sonu belli bir film yapmaya çalışmış. Alkışlanmaya değer bir çaba. Ama sorum şu: Neden sinema? İnsanlar sinema için ayırdığı zamanını ortalama 15 YTL verip de bu filmi neden seyretsin? Kendisine bu çabasında güç veren büyükleri “Önce birkaç DVD ya da TV filmi çek, tecrübe olarak tam hazır olduğunda bombayı patlatırsın” demediler mi?
Peri Tozu baştan sona acemilik kokuyor. Hani futbol maçından bahsederken anlatırlar ya; “Oyuncuların bireysel yetenekleriyle takım hezimetten kurtuldu” Bu film de aynen öyle. Oyucu yönetimi yok. Kendi yetenekleriyle, senaryoda belirtilen rolleri oynamaya çalışmışlar. Hemen hepsi başarılıydı. Onları kutluyorum. Ancak filmin tam bir amacı ve sağlam yapısı olmadığı için iyi oyuncuları da, bu temel eksikliği tam olarak kapatamıyor. Düşünebiliyor musunuz; bir sahneyi günümüzden seyrediyoruz ardından gelen sahne mutlaka geçmişten. Film baştan sona böyle yürüyor. Bir sahne günümüzden, bir sahne geçmişten… Senaryodaki kurgu bu… Ha bir de sıkça karşımıza çıkan “İnsan aradığı kişiyi bulduğunda iki kez düşünmemeli.” Gibi veciz söyler var. Bunların arasında, “Seyirci ne demek istendiğini anlar mı anlamaz mı?” Diye düşünülmeden serpiştirilmiş olanları da var tabi. Yani acemilerin düştüğü hataya senarist-yönetmen de düşmüş ve kendi yazdığının ne demek olduğunu biliyor ya, bilinç altında “Seyirci de biliyor.” Diye düşünüyor.

Peki bu filmde iyi oyuncular dışında iyi bir şey yok mu diye soracak olursanız. Müzik yerli yerindeydi. Özel bestelenmiş şarkılar filmin havasına uygundu.

Tekrar ediyorum: Lütfen sinemaya seyirci toplamayacak sinema filmleri yapmayalım. Kimse seyretmediği için “Sanat filmi” olarak adlandırılan filmler konumuzun dışında tabi.

Geçtiğimiz yıla kadar Avrupa sinemasında, yerel filmlerini seyreden ülkeler arasında yüzde bazında sonlardaydık. Başı yıllardır Fransa, İtalya gibi ülkeler çekerdi. Ne mutlu ki 2007 verilerine göre Türkiye, kendi filmlerini seyreden izleyici sayısında yüzde bazında en üst sıraya yerleşti… Tabi bu, sinema salonlarını doldurabilecek kapasitede filmler yapan yapımcı ve/veya yönetmenlerin başarısıdır.

Bu başarılı insanların yanı sıra gittiğine bin pişman olup, hele de birkaç kez üst üste rast gelmişse “ Televizyonda bu kadar muhteşem çekilmiş diziler varken ne diye sinemaya gelip de böyle filmlerle zamanımı ve paramı harcıyorum” Diye düşünenlerin sayısı da gittikçe artmakta. Umarım bu tür filmler yüzünden (Peri Tozu’nu kastetmiyorum çok daha kötüleri var) seyirci sinemaya küsmez de, eski günlere dönmeyiz..

Keyif alacağınız filmler izlemeniz dileğiyle…

03 Nisan 2008